Erdoğan Bilenser: “Arkamızda ayıplı hiçbir iş bırakmadık”

Çevre, kaçak yapılaşmayla mücadele ve sosyal belediyecilik alanında önemli hizmetleri hayata geçirdiklerini belirten Büyükşehir eski Belediye Başkanı Erdoğan Bilenser, kendi dönemini şu sözlerle özetliyor: “Arkamızda ayıplı hiçbir iş bırakmadık.” Röportaj: Nagihan GÖRKEN

Erdoğan Bilenser: “Arkamızda ayıplı hiçbir iş bırakmadık”
Bursa’da yaklaşık 40 yıl önce kurduğu “ajans” ile reklam ve tanıtım alanında çığır açan bir isim Erdoğan Bilenser. Bugün kentin önde gelen reklamcılarının çoğu, sektörde bir nevi okul olan bu ajansta yetişti. Yine Bursa’da kurulan ilk yerel radyolarından ikisinin altında da Bilenser’in imzası var. İş yaşamındaki başarısını 1999 yılında DSP’den aday olarak kazandığı Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevi ile siyasete de taşıyan Bilenser’in, Bursaray ve Kent Müzesi başta olmak üzere bugün diğer belediye başkanları tarafından devam ettirilen  hizmetlerde de izi var. 

Size belediye başkanlığı adaylığı teklifi nasıl geldi? Siyaset ile yollarınız nasıl çakıştı?
Aslında hiçbir zaman siyasetin tam içinde olmadım. Bugün de hiçbir siyasi partiye üye değilim daha önceden de değildim. 1998 yılının Eylül ayında dönemin DSP il başkanı (Ayhan Turan) ve il yönetim kurulu üyeleri bana, yapılacak yerel seçimler için adaylık önerdiler. Bu öneriyi yapmalarının nedeni de benim BUSİAD’daki çalışmalarımdı sanırım. BUSİAD’ın genel sekreteriydim. Bana teklifi yapan arkadaşlarım da BUSİAD üyesiydi. Benim o dönem gerek mesleki gerekse dernekteki çalışmalarımı önemsemiş olmalılar. Böylece bir anda kendimi siyasetin içinde buldum. 

Böyle bir teklif gelmesine şaşırdınız mı?
Siyasetin dışında bir insan olarak elbette teklife şaşırdım. Ancak DSP zaten böyle bir partiydi. Yani tabandan gelen bir anlayış yoktu partide. DSP, siyasetin çok içinde olmasalar bile başarılı gördükleri insanlara teklif ötüren ve bu teklifi de parti üst yönetiminden geçirebilen bir özelliğe sahip. 

Teklifi hemen kabul ettiniz mi?
Hayır, eylül ayında gelmişti teklif, şubat ayı gibi adaylık başvurusu yapmıştım. Çünkü o dönem yeni projelerim vardı. Türkiye’nin İstanbul dışında en büyük iletişim ajanslığına soyunuyorduk. Reklam ajansı, matbaa ve radyolar olmak üzere 100’ün üzerinde çalışanımız vardı. Bir reklam ajansı için çok önemli rakamlar bunlar. Bu nedenle teklifi çok düşündüm. Fakat belediye başkanlığı da farklı bir heyecandı. Ben Bursa’yı gerçekten çok seven bir insanım. Kendimi Bursa aşığı olarak kabul ederim. Bursa’nın her başarısı beni çok mutlu eder. STK’larda Bursa için zaten bir şeyler yapıyordum. Ancak bir belediye başkanı olarak Bursa için daha farklı şeyler yapabileceğimi düşündüm. Reklamcı olarak bir biçimde her dönem belediyelere bir şeyler üreten bir insandım.
Bunları da düşünerek teklifi kabul ettim. Benim dışımda da birçok aday adayı vardı.

Kaç aday adayı vardı hatırlıyor musunuz?
DSP’de adaylar konusunda daha kapalı bir yapı vardır. Benim dışımda öğretim üyeleri, daha önce partide görev yapmış kişiler, şehir plancıları, mimarlar aday adayıydı. İl örgütü benim ismimi önerdi ve genel merkez de bunu kabul etti. Böylece ben de kendimi hiç ummadığım bir yerde aday olarak buldum. Adaylığın benim için başka bir önemi de şuydu; hep belediye başkan adaylarının tanıtım kampanyalarının içinde yer alan, onları yöneten biri olarak bu defa kendi kampanyamı yönetmek benim için enteresan bir deneyimdi. Seçimden de büyük bir   başarıyla çıktık. Büyükşehir, Osmangazi, Nilüfer ve Yıldırım’ı kazanmıştık. Güzel bir tanıtım kampanyası yaptığımızı düşünüyorum. ANAP’tan Erdem Saker, DYP’den İsmail Tatlıoğlu ve Fazilet Partisi’nden Semih Pala gibi çok güçlü rakipler arasından sıyrıldım. 1977’de Büyükşehir Belediye Başkanı seçilen Mustafa Eroğlu’ndan 22 yıl sonra 1999 yılında Bursa’da ikinci kez DSP kazanıyordu. Her iki seçimde de DSP Genel Başkanı Bülent Ecevit idi. Bu konuda ise en büyük üzüntüm genç Ecevit ile çalışamamış olmaktır. Kıbrıs Harekatı’nda süreci başarılı bir şekilde yöneten ve bir komutan gibi liderlik yapan Ecevit’in yaşlı dönemlerini yaşadık…

Ecevit, sizin döneminizde daha genç olsaydı ne olurdu? Ne gibi zorluklar yaşadınız?
Zorluktan öte parti liderinizin daha genç, dinamik olmasını kastediyorum. Mesela Bursaray’ın açılışına rahatsızlığı nedeniyle gelemedi ki Bursaray, bence Bursa’nın tüm zamanlardaki en büyük ve önemli yatırımıdır. Bursaray’ı Başbakan ile açmak beni başka memnun ederdi. Fakat iyileştikten sonra Bursa’ya başka bir vesileyle geldiğinde Bursaray ile seyahat etme şansı yakaladık kendisiyle.

Bursa’da hangi hizmetlerde imzanız var?
Bursaray ve Kent Müzesi önemli ama en az bunlar kadar başka önemli hizmetlerimiz de oldu. Örneğin altyapı hizmetleri gibi. Bursa’da ilk kez bizim dönemimizde çevreyle ilgili çalışmalar çok etkin bir biçimde yapıldı. Biri çöplükte (Hamitler) biri doğuda ve biri de batıda olmak üzere 3 arıtma tesisinin ihalesi, inşaatı yapıldı ve açılışlara çok az bir zaman kala bizim görev süremiz bitti. Bursa’da şebekeler nedeniyle kaybettiğimiz su kaçakları yüzde 50’lerden yüzde 25 seviyelerine düşürüldü. Bu dünyanın kabul ettiği en iyi seviyedir. Yine, bunu bir iddia olarak söylerim, sosyal belediyecilik kavramı ilk kez bizim dönemimizde gündeme getirildi ve uygulamaları da diğer kentlere örnek olacak şekilde yapıldı. Örneğin, ramazan ayında aşevi uygulamasını başlattık. Eski Santral Garaj’da günde yaklaşık bin 500 kişiye yemek veriyorduk. Barınma evi bizim dönemimizde gündeme getirilmişti. Sosyal belediyeciliğin bu yönünü önemsiyorum. O günkü belediyecilik anlayışıyla dar gelirli insanlara çok daha yakın hizmetlerde bulunduk ve bunlar o dönem için önemli hizmetlerdi.

ETKİNLİKLERİ VATANDAŞIN AYAĞINA GÖTÜRDÜK
Kent Gönüllüleri Gençlik Kampı’nı çok önemserim. Beş yılda yaklaşık 30 bin öğrenciyi ağırladık. Tatil yapma imkanı olmayan çocuklar ilk kez evlerinden ayrılarak, yeni arkadaş gruplarıyla kampta tatil ve spor yaptılar, eğitim gördüler. Bu hizmeti gerek Hikmet Şahin’in gerekse Recep Altepe’nin geliştirerek devam ettiriyor olmaları beni çok mutlu ediyor. Bursa Festivali’ni ilk kez dar gelirli ailelerinin oturduğu mahallelere taşıdık. Daha sonra ilçe belediye başkanı arkadaşlarımla birlikte mahalle konserleri başlatarak, sanatçıları halkın ayağına götürdük. Bunun yanı sıra Cumhuriyet bayramlarını, 23 Nisan’ları, 19 Mayıs’ları farklı kutlamaya başladık. Bunlar fiziki olarak görünmeyen ama bence kent ve kent insanı açısından önemli hizmetlerdi.

MUTLAKA BİTİRMELİYDİK, BİTİRDİK
Fiziki projelerimizde ise daha önce de belirttiğim gibi Bursaray en önemli projemizdir. Bursaray bizim mutlaka bitirmemiz gereken, 3 kuruşumuz kalsa dahi bu 3 kuruşu Bursaray için kullanmamız gerektiğine inandığımız bir projeydi. Hiç kimse projenin bizim dönemimizde biteceğini düşünmüyordu. Projenin Yıldırım etabı da bizim dönemimizde başlayabilirdi ancak hükümet değişmişti ve yeni hükümet maalesef hazine kefaletli krediyi imzalamadı. 5 yıllık gecikmeyle Hikmet Şahin’in son dönemlerinde açıldı o etap. Bursaray ile ilgili bir başka mutluluğum da Bursaray’ın AB komisyonu tarafından Avrupa’nın en başarılı raylı sistem projesi olarak seçilmesiydi. Burada başarı kriteri, projenin etkin ve doğru bir şekilde hayata geçirilmesi bunun yanı sıra ekonomik ve yolcuları sorunsuz bir şekilde zamanında gidecekleri yere ulaştırmasıydı ki bugün bile Bursaray
tıkır tıkır işliyor.

Kullanıyor musunuz Bursaray’ı?
Evet, kullanıyorum ve çok da keyif alıyorum. Ulaşım konusunda önem verdiğim bir diğer proje de Çevre Yolu’nun başlanıp, bitirilmesiydi. Bu yatırım bizim görev alanımızda değildi Ankara’nın yatırımıydı ancak bizler bu projeyi gün gün takip ederek, bitirilme aşamasına getirdik. Bursa için bu çok önemli bir hizmettir. Çünkü bugün tüm   tırların şehir merkezinin içinden geçtiğini düşünün. Bursaray ve çevre yolu olmasaydı bugün Bursa’nın bir ucundan diğer ucuna 2 saatte gidemezdiniz. Ulaşımda bizden sonra biten çalışmalar da oldu. Bunlardan en önemsediğim Mudanya- İstanbul deniz otobüsü ve feribot seferleridir. İlk kez bizim dönemimizde gündeme getirilmiştir. Hatta şirket kurulmuştu. Logoyu bile yapmıştık. Ancak 5 yıl çok az bir süre. İşin projesini ve kamuoyunu projeye hazırlamanız, kredi görüşmelerini yapmanız 3-4 yıllık bir zaman alıyor. Çok önemsediğim bir projeydi ve Recep Altepe döneminde hayata geçti. Bana göre Bursa çok önemli bir hizmet kazandı. Teleferiğin kent içine indirilmesi hatta Merinos ile Muradiye (devlet hastanesinin olduğu yere) arasına kent içi teleferik yapılması bizim o günkü projelerimiz arasındaydı. Yine Bey Sarayı’nın tekrar günyüzüne çıkarılması bizim dönemimizde başlayan bir projedir. Recep Altepe döneminde bu devam ediyor. Bu da güzel bir şey. 

Ulaşım demişken devam edelim.
Bursa’nın ciddi bir ulaşım sorunu var. Bursaray ile birlikte ne gibi alternatifler üretilebilir? Bu sorun nasıl çözülebilir? Bursa’nın ulaşım konusunda bence büyük şansızlığı Ankara’dan gelip, İzmir yoluna uzanan sadece tek bir yola bel bağlamış olması. Bu da sanayileşme ve bununla birlikte gelen göç ve nüfus artışı karşısında yerel yönetimlerin hızlı karar alamaması sonucu olmuş. O büyüme sırasında Bursa’nın yüzde 80’i plansız yapılaşmış. İşte koskoca bir Yıldırım doğmuş. Yıldırım ilçesinin doğuşu 60-70 yıllık bir süreç. Çünkü o yıllarda planlamayı yerel yöneticiler değil arsa satıcıları yapmıştır. Bir arsa satıcısı 40 dönüm yer alır, kendisi yada bir teknisyenle birlikte bir mahalle oluştururlardı. Fakat yerel yöneticilerin bundan haberi olmazdı. İşte o yıllarda tabiri caizse Bursa’nın canına okundu. Oysa planları yerel yöneticiler ya da kamu yapsaydı o günün nüfus artışı göz önüne alınarak yeni caddeler, şehrin kuzey güney aksında yeni yollar yapılabilirdi. Bursa’nın en büyük şansızlığı bence bu plansızlık. Bu nedenle kent yöneticilerinin işi şimdi çok daha zor. Yolların açılması çok maliyetli ve hayata geçmesi zaman alıyor. Yeni yollar açılacak ama nüfus artışıyla belki bu yapılanlar da yetmeyecek ve yeni sağlıksız yerler ortaya çıkacak. Planların çok hızlı yapılması gerekiyor. Belediye başkanlarının ve bürokratların kaçak yapılaşmada daha duyarlı olması lazım. Kentsel dönüşümle kaçak binaları iyileştirebileceğiz ama yol yapma şansımız olmayacak. Çözüm için iyi planlamanın yanı sıra raylı sistemin yaygınlaştırılması ve Bursaray’ın ana hattına dik hatlar yapılması ve tramvay hatlarının daha iyi planlanması gerekiyor.

Son dönemde kentsel dönüşüm ön planda. Bu konuda belediyeler mi yoksa özel sektör mü bu işi üstlenmeli?
Kentsel dönüşümler ülkenin içinde bulunduğu duruma göre hızlı ya da yavaş ilerliyor. Ancak hızlı ya da yavaş gitmesinden daha önemli bir şey var; o da kentsel dönüşümlerin doğru yapılması. Yapılan dönüşümler 15-20 yıl sonra yine dönüştürülmeye çalışacaksa olmaz. Çok hızlı karar verme yerine doğru karar vermeli ve bilim  insanlarının da görüşlerini alarak yapmalıyız.

YEŞİL ALAN KORUNMALI
Yalova yolunda kentsel dönüşüm projesi başlıyor. Başkanlığım döneminde biz de orası için projeler hazırlamıştık ancak yatırımcının dikkatini çekememiştik. Recep Altepe çalışmaları başlatıyor ancak Yalova yoluna tramvay götürmek ne kadar doğru? Kentsel dönüşümle Yalova yolu önemli hale gelecek ve nüfus yoğunluğu orada artacak. Acaba metro mu yapılmalıydı bu yola denilebilir ilerde. Yalova yolu demişken kimsenin dikkatini çekmeyen bir konuyu da burada dile getirmek istiyorum. Yol üzerinde Orman Bölge Müdürlüğü’nün büyük bir yeşil alanı var. Bu yeşil alan kentsel dönüşüm sırasında umarım yapılaşacak bir alan haline gelmez. Başta belediye başkanları olmak üzere tüm STK ve odaların da bu konuya dikkatini çekmek istiyorum. Bursa’nın Kültürpark ve Paşa Çiftliği’nden sonra, hele hele 4 milyon nüfuslu bir Bursa olduğumuzda, kentin en çok ihtiyaç duyacağı yeşil bir alan orası. Şimdiden orasını yapacağımız planlarla koruma altına almalıyız.

Kaçak yapılaşma konusunda hassassınız…
Bizim dönemimizde 1999 Körfez depremi oldu. Ama biz depremden çok önce seçim çalışmalarımızda kaçak yapılaşmayla mücadeleye önemli bir yer vermiştik. Bursa’da kaçak yapılaşmanın önüne geçilmediği sürece Bursa’nın hiçbir zaman Avrupa kenti olamayacağını söylüyorduk. Bunu düşünerek 4 belediye başkanı göreve geldiğimizin 10. Gününde bir toplantı yapıp, ‘Bursa’ya kaçak bir çivi dahi çaktırmayacağız’ dedik. ‘Yaşanabilir bir Bursa’ sloganıyla yola çıkmıştık. Yaşadığımız deprem bu düşündüklerimizin ne kadar doğru olduğunu bize gösterdi. Bizim dönemimizde, depremin de imar kararlarına etkisiyle, kaçak bir çivi dahi çakılmadı. Bu da en başarılı olduğumuz icraatlarımızdandır. Tüm zamanlarda yapılan en iyi iştir.

BİR BİLİNÇ UYANDI
Bunun yanı sıra Tarihi Kentler Birliği’nin kurulması da önemli hizmetlerimizden biri. Bu birlik bana göre bugün Türkiye’nin en önemli sivil toplum örgütüdür. Bambaşka bir anlayış getirmiştir belediyeciliğe. Bu birlik sayesinde yerel yöneticilerde sadece yol, köprü, inşaat yapan belediyecilik anlayışının ötesinde kentlerdeki tarihi ve kültürel değerlerin korunması, onların yaşatılması ve gelecek nesillere aktarılması konusunda çok önemli bir bilinç uyandırılmıştır. Aynı şekilde Sağlıklı Kentler Birliği’nin Türkiye’de kurulması konusunda yaptığımız çalışmalarımız da çok önemsediğim işlerden birisidir.

SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA İÇİN ÖNCE SÜRDÜRÜLEBİLİR BARIŞ
Başkanlığım döneminde Bursa’ya bazı değerler yüklemek konusunda da çok önemli işler yaptık. Dünyada birçok belediye başkanı kentlerine değerler yüklüyor ve bunları söyleyerek dünyanın önemli kentleri haline geliyorlar, kentlerini dünyanın gündemine getiriyorlardı.

Berlin gibi, Barselona gibi…

Bizim amacımız da barış söylemleriyle dünyanın gündeminde yer almaktı. ‘Barış kenti Bursa, demokrasi kenti Bursa’ dedik. Bu kavramlar üzerinde çalışmalar yaptık. Bu kapsamda Bülent Ecevit’in ‘Mavi Büyü’ şiirini Muammer Sun’a bestelettik. Bu beste Atina ve Bursa Bölge Devlet Senfoni orkestraları tarafından Bursa’da seslendirildi. Tam da o günlerde 11 Eylül saldırısı gerçekleşmişti. Bu saldırıyı da içine alan ve ABD Büyükelçisi’nin de katıldığı barış temalı bir fotoğraf sergisi açmış ve konseptimizi anlatmaya başlamıştık ve demiştik ki: “Dünyada hakça ve eşit paylaşım olmadan demokrasi sağlanmaz.” Öte yandan 2002 yılında Güney Afrika’nın   Johannesburg kentinde bir dünya zirvesi yapılacaktı. 2002’deki zirvede, 1992 yılında Rio de Janeiro’da ele alınan “sürdürülebilir kalkınma” ve çevre konusunda neler yapıldığı tartışılacaktı. Dünyanın en büyük toplantısıydı. Zirveye 100’ün üzerinde devlet başkanı katılıyordu. Biz bu toplantıya dünyada bir ‘kent’ yani Bursa olarak katılım talep ettik. Dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer bu talebimizi kabul etti. Zirvede bize bir stant verildi. Stant verilen tek kenttik. Johannesburg’da billboardlara afişler astık, kitaplar, broşürler, el çantaları hazırladık. Bu çalışmalarımızın sloganı da “Sürdürülebilir kalkınma için önce sürdürülebilir barış” idi. Standımızı Cumhurbaşkanımız ve diğer ülkelerin başkanları ziyaret ettiler. Ancak ben maalesef Bursaray’da yaşanan ufak sıkıntılar nedeniyle zirveye katılamadım. Yerel Gündem 21 ekibi gitti. Eğer ben gidebilmiş olsaydım muhtemelen bir konuşma yapacaktım ve çalışmalarımız daha farklı noktalara gelebilirdi. Ama yine de zirvede çok güzel bir sonuç aldık. Zirvede bizim “sürdürülebilir kalkınma için önce sürdürülebilir barış” görüşümüzün gelecek zirvelerde konuşulması ve üzerinde çalışılması yönünde bir karar alındı. O dönem yaşanan 11 Eylül terör saldırısı da dünyanın bu görüşümüze odaklanılmasına zemin hazırlamıştı. Herkes ekonomik ve çevre açısından sürdürülebilirliği tartışırken biz görüşümüzle “barış” konusunu da hatırlatmış olduk katılımcılara. Doğayı koruyarak para kazanabilirsiniz. Ancak barışı sağlayamazsanız kazandığınız parayı harcayamazsınız. Dünyanın kaynakları hakça paylaşmadıkça da tepkiler gelecektir. O nedenle barışla ilgili yaptığımız bu çalışmayı önemsiyorum.

Turizm potansiyeli olan bir kent Bursa. Bu potansiyel iyi değerlendiriliyor mu yerel yöneticiler tarafından? Restorasyonlarla ilgili olarak neler söylersiniz?
Restorasyon konusunda maalesef Türkiye genelinde çok iyi yetişmiş insan yok. Bir iki üniversite dışında yetişmiş öğretim üyesi yok. İstenilen düzeyde değiliz ve öğrenciler de bu türde uygulamalı işlerin içinde olamıyorlar. Bir eserin aslına en uygun şekilde kazandırılması konusunda ve projelendirilmesinde sıkıntılar yaşıyoruz. Bu konuda en negatif ve belirgin örnek Balibey Han’dır. Turizm Bakanlığı’nın Türkiye’yi tanıtan broşürlerinde Bursa’dan Balibey Hanı’nın eski halinin fotoğrafları vardı. Yapılan restorasyonla resmen betonladık orayı. Biz parasızlıktan kendi dönemimizde yapamadık ama o bölgeyi cam piramit içine alma gibi projemiz vardı. Böylece han eski haliyle kalacaktı. Keşke restorasyon yapılmasıydı ve eski halinde kalsaydı.

TERMAL, BURSA İÇİN ŞANS
Turizmde biz termal konusunda da çok çaba gösterdik ve insanlarla en çok
kavga ettiğimiz konuydu. Biz, termal kaynağı Bursa’nın tarihi değerlerinin yanı sıra turist çekecek en önemli şansı olarak görüyorduk. Bizim dönemimizde termal su konusuna dokunduğunuzda birilerini kızdırıyordunuz. ‘Az aksın, benim için aksın’ düşüncesi vardı. Böylece termal kent olma özelliğimizi kaybettik. Biz bu konuda başta üniversite olmak üzere STK ve hatta mahkemeleri bile karşımıza aldık. MTA ile Bursa’da riskleri göze alarak Kültürpark’ta 40 otele yetecek su bulduk. Ancak o dönem Uludağ Üniversitesi, “burada kamu yararı yoktur” diye dava açtı ve Bölge İdare Mahkemesi de aynı gerekçeyle bizim projemizi durdurdu. Şimdi ne oldu? 40 otel şimdi bu suları kullanıyor. Gelecekte bu sayı belki 200 olacak hatta belki Uludağ’daki oteller bu suyu kullanmaya başlayacak. Sıcaksu bölgesindeki projenin çok güzel olacağını düşünüyorum. Ben olsam o projeyi Botanik Park ve Hayvanat Bahçesi ile ilişkilendirir, yeşil alanları birleştirirdim. Bu projeyi Büyükşehir ve Osmangazi belediyeleri birlikte yapmalı.

Çevre konusuna oldukça duyarlısınız. Neden çoğu zaman çevreciler ile yerel yöneticiler karşı karşıya geliyor?
Çevre bence Bursa’daki kamu yöneticilerinin en çok odaklanması gereken konusudur. Çevre ilgili tartışmalar dünyanın her yerinde var. Tartışmalar şu noktada çıkıyor; bir taraftan Bursa daha zengin bir kent olsun, daha fazla OSB olsun, daha çok işçi istihdam edilsin, daha çok ihracat yapılsın deniyor. Diğer taraftan baktığınızda yoğun nüfus artışı, yoğun sanayileşme ciddi çevre sorunlarını beraberinde getiriyor. Bu noktada çelişiyoruz. Bursa şu anda “Bursa tüm tahribatlara rağmen bana göre Avrupa’nın en güzel kentlerinden biri. Bursa’yı pamuklara sarmalıyız. Başta kent yöneticileri olmak üzere kent dinamikleri ve halk gelecekte utanç duymayacağımız güzel bir kent yaratmalıyız” Türkiye’nin, Avrupa’nın en kritik kentlerinden biri bu konuda. Yerel yöneticiler durumun farkındalar. Bursa’nın ulaşımdan önce birinci derdi çevre olmalı. Elbette çabalar var ama bu anlamda
önlemler daha etkin yapılmalı. 

Yeni ve eski stadyum tartışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Yeni stadı artık tartışmaya gerek yok. Yeni stadın artık Bursa için hayır getirmesini dileyeceğiz. Bana göre çok yanlış bir yerde değil yeni stadyum. Eski stadyuma gelince İpekiş’ten stadyuma kadar olan bölgeyi insanların yararına olacak şekilde kullanmalıyız. Âkil insanlar toplanarak orada ne yapılması gerektiği tartışılmalı. O
bölge spor tesisleri olarak kullanılsa da şanstır, kent meydanı olsa da şanstır, Kültürpark’a katılsa da şanstır. Yeter ki yapılaşma olmasın.

Keşke yapmasaydım ya da iyi ki yapmışım dediğiniz hizmetleriniz var mı?
Biz göreve geldiğimizde şunu söylemiştik; “Biz arkamızda ayıplı hiçbir iş bırakmayacağız.” Kentte çok tartışılan işlerden hiçbirisi bizim dönemimize ait değil. Öte yandan hayata geçiremediğimiz bazı projelerimiz oldu. Kent Meydanı projemiz mesela. Bugün aynı adı taşıyan yerde ‘meydan’ yapmayı düşünen ilk belediye başkanıyım. Bizim dönemimizde orası bugünkü alanın 2-3 katı büyüklükte bir   meydan olacaktı. Keşke biterebilseydik ama çeşitli engellerle karşılaştık. Meydan ile park kavramını karıştırdı insanlar ve orada park yapacağımızı zannettiler. Oysa ki ikisi de farklı konsepttir. Yine Merinos’ta farklı bir düşüncemiz vardı. Orayı kültür merkezi olarak kullanacaktık. Merinos’a bugünkü yapılaşmanın yarısı bile olmayan güzel sanatlar fakültesi ve fakülte için konser, galeri salonları yapmayı düşünüyorduk. Kongre merkezini ise BUTTİM’de yapacaktık. BUTTİM’in etrafında yine fuar alanları ve oteller olacaktı.

Belediyecilikte hizmet anlayışında bir değişim oldu mu sizin döneminizden bugüne?
Bugün belediye bütçeleri inanılmaz rakamlara geldi. Büyükşehir Belediyesi’nin bütçesi 1 milyar 240 milyon lira. Bizim dönemimizde bu rakam 30-50 milyon lira civarıydı. Bugün yatırımlara harcanacak olan para 534 milyon lira. Biz atırımlarımıza, Bursaray ve Buski yatırımları hariç, ayda 500 bin yılda ise 6-7 milyon lira  ayırabiliyorduk. Aradaki farkı düşünebiliyor musunuz? Bizim tüm zamanlarımızda 
harcadığımız para, bir stadyum bütçesi kadar yapmıyordu. Bu bütçeler şu anda yerel yönetimlerin en büyük şansı. Yine kamulaştırmalar daha hızlı, etkin ve ekonomik yapılıyor. Recep Altepe iyi bir Bursalı. Bursa’nın da sorunlarına vâkıf, iyi niyetli bir çaba içerisinde. Biz tüm belediye başkanları halka hizmet ve Bursalıları mutlu etmek için çalışıyoruz.

Yılların reklamcısı olarak yerel yönetimlerin tanıtım faaliyetlerini nasıl değerlendiyorsunuz?
Yaptığınız güzellikleri kent halkıyla paylaşmak, kent halkının da moralini düzeltiyor. Önemsediğiniz işlerin tanıtımlarını yapmak büyük bütçeler içinde abartılacak bir gider değil. Benim asıl takıldığım konu davetiyeler. Davetiye özellikle de lüks olanlar tonlarca kağıt ve ağaç demek. Bunun yerine dijital ortamlar yada sosyal medya mecraları kullanılabilir ki ben matbaa sahibi biri olarak bunları söylüyorum. Bu konuda çok hassasım.

Yeniden siyasete dönme düşünceniz var mı?
Siyasete dönmek değil de Bursa’yı yönetmek, kente hizmet etmek başka bir şey.  Bana her dönem teklif geliyor. 2004 yılında da bana hemen hemen her partiden adaylık teklifi gelmişti. Hatta milletvekilli bile olabilirdim ancak belediye başkanlığı çok  daha başka bir şey. Efsane bir başkan olabilirdim ama hiçbir teklifi değerlendirmedim.  Şu anda kendime daha çok vakit ayırıyorum. Kayak yapıyorum, STK’larda bir şeyler yapıyorum, müziğe zaten eskiden beri ilgim var. Ben böyle mutluyum. 

Son olarak eklemek istedikleriniz?
Bursa tüm tahribatlara rağmen bana göre Avrupa’nın en güzel kentlerinden biri. Bursa’yı pamuklara sarmalıyız. Başta kent yöneticileri olmak üzere kent dinamikleri ve halk gelecekte utanç duymayacağımız güzel bir kent yaratmalıyız. Bunu da uzlaşı içinde yapmalıyız. Bursa’yı parlatmalıyız. Çünkü artık dünyada şehirler yarışıyor. Bursa’yı bu yarışta ön plana çıkarmalıyız

Güncelleme Tarihi: 09 Şubat 2016, 15:18

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.

SIRADAKİ HABER